Çarşamba, Aralık 26, 2007

Google, Facebook'a Karşı Cephe Savaşında

Google
Bir hayli gecikmiş bir haber olsa da, bir önceki yazıyı güncellemek adına küçük bir bilgilendirme yapalım.

Microsoft ile Facebook'un değeri 15 milyar dolara ulaştı.

Facebook
savaşlarını Microsoft kazandı. Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg, firmanın yüzde 1.6'sını 240 milyon dolar karşılığında Microsoft'a satmayı kabul edince şirketin değeri bir anda 15 milyar dolara fırladı.

Facebook, Mark Zuckerberg

Peki Google ne yaptı?

Bugün internet üzerinde en yaygın "sosyal ağ" sitesi haline gelen Facebook'a karşı diğer bütün "sosyal ağ" sitelerini birleştirecek bir yapı kurdu. Google'ın oluşturduğu ve "Open Social" adını verdiği bu platformda MySpace, LinkedIn, Friendster, Ning, Flixter ve Plaxo gibi net dünyasının önde gelen sosyal paylaşım siteleri yeralıyor.

Open Social

Peki bu "Open Social" yapısı ne işe yarayacak?

Facebook'taki "application" denen, Fun Wall, Rakı Sofrası, İsim Analizi vb. bir sürü küçük uygulamayı bilirsiniz. Bu uygulamalar Facebook tarafından üretilebildiği gibi Facebook Platformu sayesinde farklı kişiler ve siteler tarafından da üretilerek Facebook üzerinde kullanılabiliyor. İşte Google'ın kurduğu bu Open Social altyapısı da benzer bir platform yaklaşımını esas alıyor. Tabii bir farkla. Open Social üzerinde yaratılan bu tür uygulamalar bu platfomu paylaşan diğer tüm sitelerde de kullanılabilir oluyor. Yani sizin bu platformu paylaşan birden fazla sitede sayfanız varsa, bu sayfalardan birine yüklediğiniz bir uygulama diğer sitelerdeki sayfalarınızda da yer alıyor. Dolayısıyla Open Social yapısı, farklı sitelere üye olmakla birlikte aslında aynı platformu paylaşan kullanıcıları sayesinde çok daha geniş bir kullanıcı kitlesini kapsamına almış oluyor.

Social Network

Özetlersek, Google, Facebook savaşından yenik ayrılmış gibi görünse de işi sosyal ağ platformuna çekip bir cephe savaşı başlatmış gibi görünüyor. Ne diyelim, hayırlısı olsun...

Etiketler: , , ,


Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Pazartesi, Ekim 22, 2007

Facebook Savaşları

İnternet sektöründeki milyar dolarlık şirketlere bir yenisi daha ekleniyor. Wall Street Journal gazetesine göre, Microsoft, Facebook’un yüzde 5 hissesini, 300 ila 500 milyon dolar arasında bir fiyatla satın almaya hazırlanıyor.

Facebook

Son günlerde nereye baksak onu görüyoruz. Dünyayı saran Facebook çılgınlığı tüm hızıyla karasularımıza da girmiş durumda. İlk başta Harvard öğrencileriyle sınırlı olan, ancak kısa süre içinde önce Boston bölgesindeki diğer üniversitelere, ardından da ülke çapındaki okullara yayılan ve son olarak da 11 Eylül 2006’dan itibaren herhangi bir elektronik posta adresi olan herkesin kullanmına açılan Facebook, dünyanın en çok kullanılan internet sitelerinden birine dönüştü. Ülkemizde de son günlerde medyanın da "desteğiyle" büyük bir hızla popülerleşen bu "sosyalleşme" ağı, 2007 dünya markalar listesinin ön sıralarından bir yer kapacak gibi görünüyor.

Facebook, bugün sahip olduğu 42 milyon aktif kullanıcısı ile Microsoft ve Google gibi dünya teknoloji devlerinin iştahını kabartıyor. Ancak geçtiğimiz yıl Yahoo'nun 1 milyar dolarlık teklifini geri çeviren Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg, sitenin bağımsız kalmasından yana olduğunu belirtiyor. Microsoft'un, Facebook'un %5 hissesine 500 milyon dolar teklifinin kabulü halinde şirketin piyasa değeri 10 milyara ulaşacak. Bu arada, "dünyanın bilgisini derlemek" gibi ulvi bir vizyona sahip olan Google ise, insanların neredeyse aldığı nefesin bile kaydının tutulduğu Facebook'un peşini kolay kolay bırakacağa hiç benzemiyor.

brandchannel.com'un her yıl düzenlediği Readers' Choise marka araştırmasının kriterini bir kere daha hatırlayalım: "Geçtiğimiz yıl içerisinde hayatınızı olumlu ya da olumsuz en çok etkileyen marka hangisi?"

Hatırlarsınız, 2006'da Google'ın YouTubee'u 1,65 milyar dolara satın alması ile birlikte YouTube listenin doğrudan 3. sırasına yerleşmişti. Şimdi bırakın hayatları etkilemeyi, neredeyse insanların hayatlarında bir fenomen haline gelen Facebook'u bu listede görmek kimse için pek şaşırtıcı olmayacak sanırım.

Artık merakla beklediğimiz şey, Facebook savaşlarını kimin kazanacağı. Benim tahminim Google'dan yana, ya sizinki?

Etiketler: , , , ,


Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Çarşamba, Ekim 03, 2007

Media Markt ve Darty

Geçtiğimiz hafta yeni bir teknoloji market açıldı Türkiye'de: Media Markt. Yer yerinden oynadı adeta. Açılış günü mağaza önünde oluşan izdiham tüm medyada ilk sırada yer aldı.

Peki bu izdiham neden oluştu? Media Markt ne söyledi, nasıl söyledi de herkes sanki kıtlıktan çıkmış gibi açılış günü saatler öncesinden yığıldı mağaza önüne?



Media Markt'ın temel mesajı şuydu: "Ucuz teknoloji ürünleri." Bu kadar basit. Önemli olan bunu nasıl söylediği. Media Markt'ın ilanları çok tartışıldı. Gerek ilanlarda kullanılan tiplemeler, gerek bazı milletlere yaptığı göndermeler etik açıdan eleştiri konusu oldu. Şu anda bu detaya girmek niyetinde değilim. Üzerinde durmak istediğim asıl konu, mesajı hedef kitlesine ulaştırmaktaki başarısı. Şimdi diyeceksiniz ki, "başkası da bu kadar ucuz ürün satsa orda da aynı şey olur". Açıkçası ben aynı fikirde değilim.

Darty'yi hatırlayalım. O da çok eski sayılmaz, geçtiğimiz yıl Aralık ayında açmıştı Türkiye'deki ilk mağazasını. Neydi Darty'nin temel mesajları: "En iyi ürün", "en iyi fiyat" ve "en iyi hizmet". Üstelik ilanlarında bu mesajları ve logosunu öylesine ön plana çıkarmıştı ki, Darty'nin ne markası olduğunu, ne sattığını bile gölgede bırakmıştı. Sorun da buradaydı zaten. Darty geldi, sunmayı vaad ettiği "en iyi fiyatları" ile sessiz sedasız açıldı. Madem "iyi fiyat" vaadi tüketiciyi harekete geçiriyor, o zaman tüketici, kendisine sunulan "en iyi ürünleri, en iyi fiyat ve en iyi hizmetle satınalma" vaadine neden Media Markt kadar ilgi göstermedi? O günlerde de yine bu sayfalarda konuyla ilgili olarak "Darty nedir?" başlıklı bir yazı yazıp iletişim yöntemi ile ilgili düşüncelerimi detaylı olarak paylaşmıştım. İlgilenenlerin o yazıyı da okumalarını öneriyorum.

Burada Media Markt'ın yarattığı izdihamı savunmak ya da bir başarı olarak göstermek niyetinde de değilim, o bile kendi içerisinde bir çok bakımdan tartışılabilir. Ancak ortada bir iletişim başarısı olduğundan rahatlıkla söz edebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Media Markt tüm dünyada uyguladığı stratejiyi Türkiye'de de başarı ile uyguladı. Yani bu yaşananlar sadece Türkiye'ye özgü değil. İşte size Media Markt Berlin mağazasının açılış görüntüleri:



Sonuç olarak ortada iki tane yeni açılan ve "iyi fiyat" vaadinde bulunan teknoloji mağazası var. Bunlardan birinin, şu anda daha bir hafta olmasına rağmen "temel mesajı" herkes tarafından fazlasıyla anlaşılmış durumda. Diğerinin ise şu anda nasıl algılandığı konusunda net bir bilgim yok.

Aralarındaki temel fark iletişim kurma yöntemlerinde. Biri iletişimini tüketici odaklı yaklaşım üzerine kurup derdini anlatmayı başarıyor, diğeri ise iletişime tamamen "şirket gözünden" yaklaşıp, belki de "zaten biliniyoruz" düşüncesi ile asıl faaliyet konusunun iletişimini kurmayı bile ıskalayabiliyor.

Sonuçlar da bunu göstermiyor mu zaten?

Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Salı, Ekim 02, 2007

Birkaç "iyi fikir"!

Hazır "reklam ajansınız ile asla pazarlık yapmayın, markanızın ihtiyacı olan 'iyi fikirleri' bu şekilde elde edemezsiniz" demişken, bir kaç "iyi fikir" örneğini burada paylaşmak istiyorum. Özellikle, "iyi" ile "kötü" arasındaki farkı anlamakta zorlanan ve "reklamın 'iyi'si 'kötü'sü olmaz" diye düşünenler için konu biraz daha netleşmiş olacak böylece.

İşte size, yaratıcı iletişimin gücünü gösteren bir kaç "iyi fikir":

Birine gerçekten dokunmak istiyorsanız, ona bir mektup gönderin. Australia Post

Avustralya Postanesinin mektup yazmayı özendirmeyi amaçlayan reklamı: "Birine gerçekten dokunmak istiyorsanız, ona bir mektup gönderin."

An advertisement by Jung von Matt/Alster for watchmaker IWC

Jung von Matt/Alster tarafından IWC saat üreticisi için yapılmış bir reklam çalışması. "Büyük Pilot Saati, burada deneyebilirsiniz."

Folgers Coffee

NewYork'ta caddelerdeki rögar kapakları üzerine yerleştirilmiş Folgers kahve reklamı. Baskı üzerinde ustaca açılmış delikler, kapaktan çıkan dumanların kahve dumanı gibi algılanmasını sağlıyor. Üzerindeki metinde de şu yazıyor: "Hey, şehir asla uyumaz. Uyanın."

Heineken

Hollanda Amsterdam'dan Heniken için bir açıkhava reklam çalışması. "Bira?"

Unicenter Shopping Mall in Buenos Aires

Arjantin Buenos Aires'te bulunan Unicenter alışveriş merkezinin 14 Şubat Sevgililer Günü için uyguladığı reklam kampanyası. Alışveriş merkezinin romantik atmosferini vurgulamak için çok basit ama bir o kadar da yaratıcı bir fikir.

Vücudunuz kötü koktuğunda insanlar sizden uzaklaşır.

Hindistan Mumbai'de bir alışveriş merkezi ve bir deodorant reklamı. Alışveriş merkezinin girişindeki otomotik açılan cam kapılar üzerinde gerçek boyutlu insan resimleri yeralıyor. Siz kapıya yaklaştığınızda doğal olarak iki yana açılan kapılar ile birlikte insanların da sizden uzaklaştığı duygusuna kapılıyorsunuz, o sırada karşınıza gelen deodorant reklamında şunlar yazıyor: "Vücudunuz kötü koktuğunda insanlar sizden uzaklaşır."

Duracell

Malezya'dan başarılı bir Duracell reklamı. Sokaktaki yüksek voltajlı elektrik kutusunun üzerine Duracell görselleri yerleştirilmiş.

Hayat, yanlış bir işte çalışmak için çok kısa.

Almanya Berlin'de bir insan kaynakları danışmanlığı firmasının ATM'ler ve kahve makinaları üzerinde uyguladığı reklam çalışmaları. "Hayat, yanlış bir işte çalışmak için çok kısa."

M-Tech Plasma HID ampulleri normal farlardan %300 daha fazla parlaktır.

İşte yine Malezya'dan, en etkileyici bulduğum çalışmalardan biri daha. Malezya'da bazı otopark veya ürünün satıldığı tamirhane duvarlarına, otomobil farları hizasına gelecek şekilde yapıştırılan yanık efektli baskılar. "M-Tech Plasma HID ampulleri normal farlardan %300 daha fazla parlaktır." İletilmeye çalışılan mesaj daha iyi nasıl desteklenebilir ki?

I.C.U. Cam Temizleyicisi

Güney Afrika havaalanlarında, mağazaların cam kapılarına yapıştırılmış gerçek boyutlu baskılar. Sol alt köşede I.C.U. cam temizleme ürününün resmi yeralıyor. Üzerine başka da bir söz söylemeye gerek görmemişler, iyi de etmişler.

Yoga Okulu

Hong Kong'ta bir yoga okulu için uygulanmış, oldukça düşük maliyetli bir tanıtım çalışması.

Mini Cooper - Size

Mini Cooper - Size

Ve Mini... Yaratıcı iletişim çalışmaları ile sıklıkla karşımıza çıkan Mini Cooper'ın İsviçre Zurich'de bir tren istasyonu girişindeki reklam çalışması. Aracın iç mekan genişliğini anlatmaya çalışmış ve bunu da çok iyi başarmış.

***

Bilmem anlatabildim mi?

Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Cumartesi, Eylül 15, 2007

Reklam Ajansınız ile Asla Pazarlık Yapmayın!

Geçtiğimiz günlerde Reklamcılar Derneği bir reklam kampanyası başlattı. Kampanyanın özü, reklamverenlerin, reklam ajansları ile yaptıkları kıyasıya pazarlıkların, reklam ajanslarından almaları gereken hizmetin kalitesini düşüreceği yönünde.

Zaten uzun zamandır sektörün gündeminde olan bu konuya Reklamcılar Derneği'nin sonunda el atması pek de şaşırtıcı olmadı, hatta geç bile kalındı.

Bu sorunun kaynağı biraz eskilere dayanıyor aslında. Reklamverenler, 2001 yılında Türkiye'de yaşanan bol krizli günlerde reklam ajanslarından aldıkları desteği ya da bir başka deyişle tavizleri pek sevmiş olacaklar ki, o gün bu gündür bir türlü vazgeçemediler, vazgeçmek istemediler.

***

Bir ajansın "iyi" bir iş üretebilmesi için "doğru" yönetmesi gereken en temel iki kaynağı vardır: Biri zaman, diğeri de nitelikli iş gücü, yani insan kaynağı. Dolayısıyla maliyetlerini düşürmesinin de yolu, iş ve işgücü kalitesini düşürmekten geçer. Bu da, bir işe gerektiğinden daha az zaman, daha az emek ve daha ucuz işgücü ayırmakla mümkün kılınır. Bu süreç aynen bir müteahitin, işi ucuza getirmek için çimentodan çalmasına benzer. Siz binamı ucuza getiriyorum diye sevinirken bir bakarsınız ki iki gün sonra o bina başınıza yıkılmış. Aynı marka inşasında olduğu gibi.

İletişim sektöründe nitelikli işgücü, en genel anlamıyla, eğitimli, deneyimli ve yaratıcı insan kaynağı demektir. Diğer sektörlerde olduğu gibi bu sektörde de nitelikli insan kaynağı kolay bulunmaz ve ucuz hiç değildir.

Konuyu "daha farklı bir dille" özetlediğini düşündüğümden, bir süre önce elime geçen ve Burak Özdemir'in yazdığı "Tanrı'nın Doğum Günü" adlı romandan küçük bir alıntıyı buraya aktarmak istiyorum:

(...) Eğer, bir gün bir reklam ajansı ile çalışmak zorunda kalırsanız şunu çok iyi bilmelisiniz: AJANSLARLA ASLA PARA PAZARLIĞI YAPILMAZ. İhtiyacınız yaratıcılıksa, yaratıcılara istedikleri parayı ödemelisiniz. “Pazarlık” ve “pazarlama” kelimeleri biraraya getirilmemesi gereken iki kavramdır.. Eğer, paranız o ajansın istediği ücreti ödemeye yetmiyorsa, o zaman sizden daha az isteyen bir ajans bulup onların isteklerini kabul etmelisiniz. Ajansların en kutsal varlıkları, onlara istedikleri parayı ödeyen müşterileridir. Eğer, o grupta yer alamazsanız artıklarla beslenirsiniz. Size bir arsenik diyeti uygulanır ve cılız fikirlerle yaşamaya alıştırılırsınız. (...)

İşte Reklamcılar Derneği'nin kampanya ilanları:

Reklamcılar Derneği İlan

Reklamcılar Derneği İlan

Alırken Kazanmaya Çalışırken, Satarken Kaybetmeyin!

Konuya farklı bir açıdan daha bakmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de rekabet kendini göstermeye başladığından beri pek sık duyduğumuz bir klişe var: "Alırken Kazanmak". Milletçe öyle sevdik ki bu sözü, sürekli söyleyip durduk birbirimize "üstadım, alırken kazanacaksın bu devirde" diye. Bu sözün rekabetle birlikte yavaş yavaş dilimize yerleşmeye başlaması tabii ki tesadüf değil. Neden? Çünkü rekabet ile birlikte "satarken kazanmak" zorlaştı da ondan.

Rekabetle birlikte oyunun kuralları tümden değişmeye başladı. Artık ipler tüketicilerin eline geçmişti. Tüketici ise "iyi olan kazansın diyordu". Elbette "iyi" olan kazanacaktı ama bu arada "küçük" bir sorunumuz daha vardı, o da "iyi" olduğunu tüketiciye anlatabilmek ve sesini duyurabilmek sorunuydu. Ortalama bir tüketicinin her gün onbinlerce ürün ve marka mesajına maruz kaldığını düşündüğümüzde bu sorun hiç de küçük sayılmazdı tabii ki.

Aradan sıyrılabilmenin ve sesini duyurabilmenin de ötesinde, bugün "iyi" olmanın yolu kuşkusuz tüketicinin gönlünde "özel bir yer" edinebilmekten yani markalaşmaktan geçiyor. Başka bir deyişle, hedef müşterilerinizin sizi "iyi" olarak algılamalarını sağlamaktan. İşte "satarken" kazanabilmek için herşeyden önce bunu başarabilmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında tek başına "alırken kazanmak" da, bir işletme stratejisinin ötesinde bir çaresizlik unsuru olarak ortaya çıkıyor.

Yapılan bütün markalaşma, iletişim ve reklam yatırımlarının temel amacını işi daha kârlı hale getirebilmek yani "satarken kazanabilmek" oluşturur. Bir ajansla da bunun için çalışırsınız. Ürün veya hizmetlerinize değer katmak ve "satarken kazanmak" için.

Markanızın sağlam temeller üzerinde yükselebilmesi ve hedef kitlesi ile "etkili" bir iletişim kurabilmesi için "yaratıcı fikirlere" ihtiyacı vardır. Başkalarının söylemediği şeyleri başkalarının söylemediği şekilde söyleyebilmek için. Ajanslara ya da iletişim sektörünün diğer profesyonellerine çoğunlukla bunun için para ödersiniz. İşinizi daha kârlı hale getirebilmek, "satarken kazanabilmek" için.

Bununla birlikte, iletişim sektöründe doğru kişi ya da kurumlarla işbirliği yaptığınızda "bir atışlık bütçelerle bin atışlık etki yaratır" görece olarak az para ile çok iş yaparsınız.

Körün tuttuğunu bellediği misali "alırken kazanma" ezbercileri, iletişim sektöründe de aynı yöntemle pazarlama giderlerini düşürmek için ajansı ile pazarlık yapmaya ya da daha "ucuz" bir ajans bulmaya çalışırlar. Oysa giderleri azaltmaya çalışmanın iki temel amacı vardır, kârı maksimize etmek ya da rakiplerinden kaynaklanan fiyat baskılarından kurtulmak. Markalaşma ve iletişim yatırımlarının da aynı amaçlara hizmet ettiklerini tekrar etmeye gerek yok sanırım. Bu nedenle işin en ironik yanı da burasıdır zaten.

İletişim sektöründe "alırken" kazanmaya çalışmak, bindiğin dalı kesmeye çalışmakla aynı şeydir. Malzemeden çalmadan, iş ve iş gücü kalitesini düşürmeden maliyetleri düşürmek ve bu şekilde markaların ihtiyacı olan gerçek iletişim etkisini yaratabilecek "iyi" fikirleri üretmek neredeyse imkansızdır.

Sonuç olarak iletişim profesyonelleri ile alırken değil satarken kazanmak için çalışırsınız. Bunun tersini yapmaya çalışırsanız alırken de satarken de kaybedersiniz.

Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Çarşamba, Eylül 05, 2007

Mundu IM : Hayatımızdaki yeni "mesajcı"

Uzunca bir aradan sonra üzerimize çöken yaz rehavetinden kurtulmak için ufak ufak silkinmeye ve yeniden beyaz sayfalara dönüp ısınma turlarına başlamanın zamanı geldi artık.

Sezonun ilk konusu, tahminimce, çok kısa bir zaman içerisinde hayatımıza balıklama atlamaya hazırlanan entegre bir messenger uygulaması: Mundu IM yani Mundu Instant Messenger.

Her zaman söylüyoruz, geleneksel mecralar artık yavaş yavaş yerini yeni mecralara bırakmaya başladı. Teknolojinin her geçen gün daha fazla ivme kazanarak çığ etkisiyle ilerlediği günümüzde bunu görmemek, farkına varmamak imkansız. İnternet ve mobil iletişim, çoktan hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Dünya markaları sıralamalarına baktığımızda da zaten bunu rahatlıkla görebiliyoruz. İşte yazımızın konusunu oluşturan Mundu da bunlardan biri olmaya aday gibi görünüyor.

Bugün bilgisayarları ya da mobil cihazları ile internete bağlanıp da herhangi bir gerçek zamanlı iletişim uygulaması kullanmayan kimse kaldı mı? Bu alanda Microsoft'un meşhur MSN Messenger'ı neredeyse endüstri standardı haline gelmiş durumda. Eski popülaritesini yitirmiş gibi görünse de farklı ve kendine özgü özellikleri ile hala belirli bir kullanıcı kitlesine sahip ICQ'nun meşhur mesaj uyarı sesini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Bunlara AOL Instant Messenger, Yahoo Messenger ve Google Talk'ı da eklediğimizde ortalıkta yeterince bir messenger uygulaması var gibi duruyor. Bu iyi bir şey tabii, isteyen istediğini seçer, yükler, kullanır. İşin iyi olmayan yanı herkesin aynı uygulamayı kullanmıyor oluşu ve sizin iletişim kurmak istediğiniz kişinin kullanmayı tercih ettiği uygulamaya sahip olma gerekliliğiniz.

İşte Mundu'nun öncelikle devreye girdiği ve çözüm sunduğu alan da burası: Sadece Mundu'yu kullanarak yukarıda saydığımız diğer bütün messenger uygulamaları ile gerçek zamanlı olarak iletişim kurabiliyor, bilgi ve dosya paylaşabiliyorsunuz. Üstelik bütün bunları ve çok daha fazlasını cep telefonlarınız üzerinden de gerçekleştirebiliyorsunuz. Mundu ile cep telefonunuzdan radyo dinlemeniz bile mümkün.

Aslına bakarsanız bu ve benzeri çözümleri sunan uygulamalar daha önce de ortaya çıkmıştı. Mundu'yu farklı kılan, sanırım bu uygulamayı biraz daha fazla iş dünyasına yönelik olarak geliştirmiş olması ve yine bu alanda özellikle cep telefonu, PDA vb. mobil plaformlar için web üzerinde çalışabilen son derece gelişmiş çözümler sunuyor oluşu.

Örneğin Mundu'nun arayüzünü marka ve ürünlerinize göre özelleştirebiliyor ve müşterilerinizle nerede olursanız olun iletişim kurabiliyorsunuz. Üstelik müşterilerinizin hangi iletişim uygulamasını kullandığı da pek bir önem taşımıyor bu durumda. Böylelikle müşterilerinizden oluşan online bir topluluk oluşturabiliyor ve müşterilerinizin bile, sizin iletişim ağınız üzerinde, kendi aralarında iletişim kurabilmelerine imkan vermiş oluyorsunuz. İşin en güzel yanı da bunları her zaman, her yerde ve her şekilde yapabiliyor oluşunuz. Dilerseniz bilgisayarınızdan, dilerseniz mobil cihazınız veya cep telefonunuzdan, dilerseniz de doğrudan web tarayıcınız üzerinden.

Bugün dünyada 1 milyarın üzerinde Instant Messenger hesabı olduğunu düşünürsek, Mundu'nun, müşterilerimiz ile iletişim kurmak için hiç de fena bir yol olmadığını daha iyi anlayabiliriz sanırım.

Bütün bu özellikleri ile Mundu, diğer messenger uygulamaları gibi ücretsiz değil ama neredeyse sembolik denebilecek bir fiyata sahip. Mundu'yu kullanabilmek için bir sefere mahsus USD 11.- ödüyorsunuz ve sonra hayatınız boyunca kullanıyorsunuz.

Geodesic adlı bir Hint firması tarafından geliştirilrek dünyaya sunulan Mundu hakkında daha ayrıntılı bilgi almak ve 5 günlük ücretsiz deneme imkanından yararlanmak isterseniz web sitesini ziyaret etmeniz yeterli.

Son olarak küçük bir bilgi: Mundu, latincede "Dünya" anlamına geliyor.

Etiketler:


Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Salı, Ocak 30, 2007

Dünya Markalar Liginde Son Durum

"Brand Channel Readers' Choise 2006" anketi sonuçları açıklandı. Daha önce "Dünya Markası Olmak" başlıklı yazıda Brand Channel'dan ve her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği "Readers' Choise" anketinden bahsetmiştik. Kısaca tekrar hatırlatayım: Brand Channel, "branding" alanında dünyanın önde gelen online yayınlarından biri. Arkasında ise bu sektörden ve dünya markalarından hiç de uzakta durmayan Interbrand adlı markalaştırma ajansı var.

brandchannel.com her yıl internet üzerinden gerçekleştirdiği anketinde katılımcılara, geçtiğimiz yıl içerisinde kendilerini en fazla etkileyen (olumlu ya da olumsuz) markanın hangisi olduğunu soruyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden ankete katılanlar da internet üzerinden verdikleri oylarla sonuçta "dünyayı en çok etkileyen markayı" seçiyorlar. Yani bir anlamda kimin dünya markası olup kimin olmadığı belirleniyor bu anket ile. Lafı daha fazla uzatmadan sonuçlara geçelim.

Arama Sonuçları Değişmedi! Google Yine Birinci!

Google ve Apple

Hemen ilk 10'u sıralayalım:

1. Google
2. Apple
3. YouTube
4. Wikipedia
5. Starbucks
6. Nokia
7. Skype
8. Ikea
9. Coca-Cola
10. Toyota

Bu sıralamada ilk başta dikkatimizi çeken, ilk iki sıranın geçen yılın sonuçları ile aynı olması. Yani geçen yıl da Google ve Apple aynı sıralamayla ilk iki marka olarak listedeydi.

Bu bir tesadüf olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Apple 2001, Google ise 2002 yılından bu yana, ilk iki sıranın adeta müdavimi olmuş durumda. Bu ikilinin, son zamanların moda deyimiyle "sürdürülebilir" başarılarının ardında çok daha sağlam nedenler var tabii ki.

***

Bu yıl doğrudan listenin 3. ve 4. sırasına yerleşen iki yeni marka gözümüzden kaçmıyor: Birincisi, 2005 yılında ortaya çıkan ve 2006 yılında aylık 20 milyon ziyaretçi sayısı ile akıllara zarar bir başarı yakalayan ve Time Dergisi tarafından "Yılın Buluşu" olarak adlandırılan video paylaşım sitesi YouTube. Geçtiğimiz yıl içerisinde Google tarafından 1,65 milyar dolara satın alınarak gündemimize bomba etkisiyle giren Youtube'un geçen yılın üçüncüsü Skype'ı yerinden etmiş olması hiç de şaşırtıcı değil.

YouTube - Time's Invention of the Year

İkinci "yenimiz" ise Wikipedia. Gezegenimizin bilgi dağarcığı. Listenin 4. sırasında. Bir zamanların Meydan Lauresse'u ne ise günümüzün Wikipedia'sı da o işte. Tabii ki çok daha fazlası.

Bu iki marka arasındaki en önemli ortak nokta ikisinin de kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriğe sahip online platformlar olmaları. Yani her ikisi de birer Web 2.0 yıldızı olarak bulundukları konumu fena halde hakediyorlar. Biz de webin geleceğinin hangi yöne doğru gittiği konusunda bir kez daha ikna olmuş oluyoruz.

***

İşte dünya markalar ligindeki son durum hakkında size bir fikir verecek özet tablo. Bölgeler bazındaki farklılıklara dikkat:

Brand Channel Readers' Choise 2006 Sonuçları

2006 sonuçlarının tamamı için tıklayın:

Brand Channel Readers' Choise 2006 sonuçlarının tamamı için tıklayın

"Brand Channel Readers' Choise 2006"

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!