Salı, Ocak 30, 2007

Dünya Markalar Liginde Son Durum

"Brand Channel Readers' Choise 2006" anketi sonuçları açıklandı. Daha önce "Dünya Markası Olmak" başlıklı yazıda Brand Channel'dan ve her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği "Readers' Choise" anketinden bahsetmiştik. Kısaca tekrar hatırlatayım: Brand Channel, "branding" alanında dünyanın önde gelen online yayınlarından biri. Arkasında ise bu sektörden ve dünya markalarından hiç de uzakta durmayan Interbrand adlı markalaştırma ajansı var.

brandchannel.com her yıl internet üzerinden gerçekleştirdiği anketinde katılımcılara, geçtiğimiz yıl içerisinde kendilerini en fazla etkileyen (olumlu ya da olumsuz) markanın hangisi olduğunu soruyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden ankete katılanlar da internet üzerinden verdikleri oylarla sonuçta "dünyayı en çok etkileyen markayı" seçiyorlar. Yani bir anlamda kimin dünya markası olup kimin olmadığı belirleniyor bu anket ile. Lafı daha fazla uzatmadan sonuçlara geçelim.

Arama Sonuçları Değişmedi! Google Yine Birinci!

Google ve Apple

Hemen ilk 10'u sıralayalım:

1. Google
2. Apple
3. YouTube
4. Wikipedia
5. Starbucks
6. Nokia
7. Skype
8. Ikea
9. Coca-Cola
10. Toyota

Bu sıralamada ilk başta dikkatimizi çeken, ilk iki sıranın geçen yılın sonuçları ile aynı olması. Yani geçen yıl da Google ve Apple aynı sıralamayla ilk iki marka olarak listedeydi.

Bu bir tesadüf olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Apple 2001, Google ise 2002 yılından bu yana, ilk iki sıranın adeta müdavimi olmuş durumda. Bu ikilinin, son zamanların moda deyimiyle "sürdürülebilir" başarılarının ardında çok daha sağlam nedenler var tabii ki.

***

Bu yıl doğrudan listenin 3. ve 4. sırasına yerleşen iki yeni marka gözümüzden kaçmıyor: Birincisi, 2005 yılında ortaya çıkan ve 2006 yılında aylık 20 milyon ziyaretçi sayısı ile akıllara zarar bir başarı yakalayan ve Time Dergisi tarafından "Yılın Buluşu" olarak adlandırılan video paylaşım sitesi YouTube. Geçtiğimiz yıl içerisinde Google tarafından 1,65 milyar dolara satın alınarak gündemimize bomba etkisiyle giren Youtube'un geçen yılın üçüncüsü Skype'ı yerinden etmiş olması hiç de şaşırtıcı değil.

YouTube - Time's Invention of the Year

İkinci "yenimiz" ise Wikipedia. Gezegenimizin bilgi dağarcığı. Listenin 4. sırasında. Bir zamanların Meydan Lauresse'u ne ise günümüzün Wikipedia'sı da o işte. Tabii ki çok daha fazlası.

Bu iki marka arasındaki en önemli ortak nokta ikisinin de kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriğe sahip online platformlar olmaları. Yani her ikisi de birer Web 2.0 yıldızı olarak bulundukları konumu fena halde hakediyorlar. Biz de webin geleceğinin hangi yöne doğru gittiği konusunda bir kez daha ikna olmuş oluyoruz.

***

İşte dünya markalar ligindeki son durum hakkında size bir fikir verecek özet tablo. Bölgeler bazındaki farklılıklara dikkat:

Brand Channel Readers' Choise 2006 Sonuçları

2006 sonuçlarının tamamı için tıklayın:

Brand Channel Readers' Choise 2006 sonuçlarının tamamı için tıklayın

"Brand Channel Readers' Choise 2006"

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Salı, Ocak 16, 2007

İnovasyon ve Markalaşma Üzerine

Önce inekleri mora boyamakla başladık işe. Ardından farklılık yaratan iş modellerini ve dünya markalarının başarı öykülerini konuşur olduk. "Benchmark" adı altında ufaktan sebeplenmeye başladık bu hikayelerden. Çoğunlukla "işin modelini" tam olarak kavrayamasak da yine de görüntüyü kurtarmaya çalıştık en azından. Mesela İspanyol Zara markasının hazır giyim perakendeciliği alanında dünya çapındaki başarısı, Türkiye'de bir "Zaramania" hastalığına dönüşerek kuş gribi gibi yayılıverdi hazır giyim sektöründe. Kime sorsan "Türkiye'nin Zara'sı" olma hevesinde.

En sonunda "inovasyon" kavramı "bulundu". Yani, İngilizce "innovation" kelimesinden gelen ve Türkçe karşılığı "yenilik, buluş" olan "inovasyon" kavramının kendisi bile başlı başına bir buluş oldu aslında.

İş dünyası pek sevdi bu kavramı, dilinden düşürmez oldu. Yıllardır pazarlama iletişimi sektörünün sahiplendiği "creativity" ya da "yaratıcılık" kavramları, iş dünyasındaki karşılığını bulmuştu sonunda.

İşin aslı, iş dünyasının "inovasyon" kavramını bu denli benimsemesinin çok daha önemli ve haklı nedenleri vardı tabii ki.

***

80'li yıllarla birlikte hızlanan küreselleşme, yoğun bir rekabeti de beraberinde getirmeye başladı. Dünya üzerinde bilginin ve ürünlerin dolaşım hızı arttıkça ürünler ve hizmetler de giderek daha fazla birbirlerine benzemeye başlıyor, bu da yaşanan rekabetin giderek daha acımasız bir hal almasına neden oluyordu.

Rekabet aynı zamanda şirketler üzerinde yoğun bir fiyat baskısına da neden oluyor, artan maliyetler ve düşen fiyatlar kârlılığın önünde ciddi bir engel teşkil ediyordu. Şirketler için ayakta kalmak artık her zamankinden daha zordu.

Kaliteyi ve karlılığı düşürmeden rekabet edebilmenin, hatta müşterilerin fiyatlara karşı daha az duyarlı olmalarını sağlamanın bir yolu olmalıydı.

Ne mutlu ki, böyle bir yol vardı. Ve bu yol "farklılaşma"dan geçiyordu. Ama nasıl?

***

Markalaşmanın en temel iki amacı vardır:

1. Sunduğunuz ürün ya da hizmeti, doğrudan rakibiniz olan ya da olmayan benzer ürün ve hizmetlerden farklılaştırarak, ona pozitif bir anlam ve değer katacak bir mesaj ile birlikte hedef kitlenizin beynine kazımak.

2. Sunduğunuz ürün ya da hizmete kattığınız rasyonel ve/veya irrasyonel değer ile, hedef kitlenizin fiyat duyarlılığını azaltmak ve fiyat rekabetinden uzaklaşarak satışlarınızı olabildiğince kârlı bir hale getirmek.

Sonuç olarak markalaşma, ürününüzü ve hizmetinizi farklılaştırır, ona değer katar, rekabet gücü kazandırır ve işinizi daha kârlı bir hale getirmenize yardımcı olur.

Peki inovasyon nedir ve ne işe yarar?

İnovasyon, iş dünyasında kullanılan genel anlamıyla, yaptığınız işe ve/veya müşterilerinize bir fayda sağlayacak, onu daha kârlı, daha hızlı veya daha iyi yapmanıza yardımcı olacak, böylelikle iş yapma biçiminizi farklılaştırarak size rekabet gücü kazandıracak, yeni fikirler sonucu geliştirilen, ürünler, faaliyetler veya süreçlerdir. Örneğin, şimdiye kadar sektörünüzde kimsenin uygulamadığı yepyeni bir üretim sistemi geliştirerek üretim hızınızı ve kapasitenizi %30 artırıp, maliyetlerinizi düşürebilir ve bunun sürekliliğini sağlayabilirseniz bu bir inovasyondur. Çünkü size, sektörünüzde ciddi bir fiyat avantajı, karlılık ve rekabet gücü kazandıracaktır. Ya da Zara'nın yaptığı gibi, moda trendlerine uygun en güncel ürünleri en hızlı şekilde ve uygun fiyatlarla mağazalarınıza indirebilecek; bunun tasarım, üretim ve mağazacılık ayaklarını da en doğru şekilde yöneterek müşterilerinize bir katma değer yaratacak iş modelini geliştirmek de bir inovasyondur. Daha da iyisi Ikea'ya bir bakın. Adeta bir inovasyon harikası. Tasarımdan üretime, ürün özelliklerinden mağazacılık anlayışına kadar farklılaşmanın da ötesinde tamamen benzersiz bir iş modeli.

***

Farklılaşmanın Araçları: İnovasyon ve Markalaşma

İnovasyon ve markalaşma; her ikisi de özünde, sistematik bir yaratıcılık yaklaşımı ile ürün ve hizmetleri farklılaştırmayı, onlara değer katarak rekabet gücü kazandırmayı ve yapılan işi daha kârlı hale getirmeyi amaçlayan kavramlar.

Bununla birlikte her iki kavramın da kendine özgü dinamikleri, kesiştiği ve ayrıştığı noktaları da var tabii.

İnovasyon daha çok şirketlerin iş yapma biçimleri ile ilglidir. Onların hem kendileri hem de müşterileri için ekonomik bir fayda yaratacak özgün iş modelleri oluşturmalarına, ar-ge çalışmaları ile ürünlerinde yenilikler yaratmalarına ya da yeni ürünler geliştirmelerine yönelik yaratıcı fikirleri kapsar.

Buna karşılık markalaşma, daha çok, sunulan ürün veya hizmetin, hedef müşteri tarafından nasıl algıladığı ile ilgilenir. Hedef kitlesinin kalbini kazanırken, zihninde de ön sıralarda bir yer edinmeyi amaçlar. Başarılı bir markalaşma süreci, bir yandan ürünü ya da hizmeti tüketicisinin gözünde benzersiz bir hale getirirken, diğer yandan ona tutkuyla bağlanacak bir hayran kitlesi oluşturur.

Durumu şöyle özetlersek çok da yanlış olmaz sanırım: İnovasyon, şirketlerin daha çok içeriye doğru, markalaşma ise dışarıya doğru bakmalarını gerektirir.

Oysa iş dünyasında başarının sırrı her iki tarafa da çok dikkatli bakabilme becerisini gerektirir. Yani inovasyon ve markalaşmayı bir arada, bir bütün olarak ele alabilmeyı.

***

Rekabet Girdabından Kurtulmak

Eğer günümüzün yoğun rekabet oratmında bir şirket olarak -sadece "başarının" değil- "ayakta kalabilmenin" de yolu "farklılaşma"dan geçiyorsa, farklılaşmak zorundayız.

Einstein, "Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz" der. Aynı şekilde, giderek daha çok birbirine benzeyen şirketlerin, ürünlerin ve hizmetlerin yarattığı rekabet girdabından yine benzer araç ve yöntemlerle kurtulamayız. Yeni iş modelleri, yeni stratejiler ve yeni yaklaşımlar geliştirmek zorundayız. İşimizi yapma biçimimizden pazarlama stratejilerimize, üretim yöntemlerimizden müşteri ilişkilerimize kadar tüm iş süreçlerimizi yeniden gözden geçirmeli, onları benzersiz bir hale getirecek yepyeni fikirleri sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmeliyiz.

O nedenle bugün farklılaşmaya, inovasyona ve markalaşmaya, yani hem sistematik bilgiye hem de yaratıcı düşünceye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Pazartesi, Ocak 15, 2007

Bu bir ilan (mı) dır.

Son zamanlarda bazı gazete ilanlarında sıkça rastlamaya başladım: İlanın altında "Bu bir ilandır." ibaresi. Hayır "advertorial" ya da Türkçe söylemiyle haber(miş) gibi yayınlanan gizli ilanlar değil sözünü ettiklerim. Basbayağı, başlığıyla, logosuyla, adresi, telefonuyla bildiğimiz gazete reklamı. Genellikle çok tanınmamış, ya da -tahmin ettiğim kadarı ile- "henüz yolun başındaki" markalara ait ilanlar. Bu ibarenin neden oraya konulduğuna pek bir anlam veremesem de, her seferinde yüzümde hafif bir tebessüme neden oluyorlar. Bu tebessümün nedenine burda girmeyeceğim artık, çünkü anladınız siz onu :)

Etiketler: , ,


Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!



Pazar, Ocak 07, 2007

Ah Burgaz Ah! Biraz Geç Olmadı mı?

Son günlerde Burgaz Rakı'nın "Yaş Üzüm Rakısı" ilanlarını görmeye başladım gazetelerde. Yeni çıkmış ve neden olduğunu anlayamasam da "sınırlı sayıda" üretilmiş.

Burgaz Yaş Üzüm Rakısı

Yaklaşık 2 sene önce ilk kez Efe Rakı çıkarmıştı "Yaş Üzüm Rakısı"nı. İlanlarında yeni ürün çarpıcı bir görsel ve etkileyici bir anlatımla tanıtılıyor, ardından da "sınırlı sayıda" üretildiği belirtilerek ürüne ayrı bir değer katılıyordu. O günlerde, yıllardır Tekel'in tek eldeki parmakların sayısını geçmeyen rakı çeşitleri ile yetinmek zorunda kalmış rakıseverler için, değil yaş üzüm rakısı, yeni bir rakı markası bile yeterince heyecan vericiydi.



Efe Rakı, 2002 yılında Türkiye'de distile alkollü içki üretimi ve satışı ile ilgili devlet tekelini kaldıran tasarının yasalaşmasının ardından, İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın öncülüğünde İzmir’li girişimciler tarafından kurulan Elda İçecek ve Enerji Hizmetleri A.Ş.'nin çıkardığı, Cumhuriyet tarihinin ilk özel rakı markasıydı.

O zamandan bu yana Efe Rakı, uyguladığı başarılı pazarlama stratejileri ve etkili marka iletişimi çalışmaları sayesinde bugün sektöründe güçlü bir konum edinmiştir.

Kuşkusuz, Efe Rakı'nın bugünkü konumuna gelmesinde "Alkollü içecek sektöründe 'güvenilir', 'kaliteli' ve 'ilklerin öncüsü' olarak yer edinmeyi ve bu özellikleri sürekli geliştirerek devamlı kılmayı" amaçlayan misyonunun ve bu misyonu doğru bir şekilde marka strateji ve iletişimine yansıtmasının etkisi de göz ardı edilemez.

***

Efe Rakı, Yaş Üzüm Rakısı'nı 2005 yılında pazara sunduğunda bu bir "ilk" idi. Heyecan vericiydi ve bu duygu ürünün ilanlarına doğru bir şekilde yansıtılıyordu. Üstelik, pazar lideri olan Yeni Rakı'dan daha yüksek bir fiyatla piyasaya sunulmaktaydı. İlanlarda oluşturulan yüksek değer algısı, ürünün "sınırlı sayıda" üretilmiş olduğunun belirtilmesiyle iyice pekiştiriliyordu.

2005 yılında Efe Yaş Üzüm Rakısı sadece 100,000 adet üretilmişti ve her yerde bulunmuyordu. İlk bakışta dağıtım sorunlarından kaynaklandığı düşünülerek bir pazarlama hatası gibi görülebilecek bu "bulunamama sorunu" bile aslında iletilmek istenen mesaja destek oluyor ve daha fazla merak uyandırıyordu. Bu merak aynı zamanda bir "Word of Mouth Marketing" yani "Kulaktan Kulağa Pazarlama" etkisi yaratıyor ve hem ürünün bilinirliğini hem de değer algısını daha da artıyordu.

Kısacası doğru ürün, doğru zamanda, doğru amaç ve doğru strateji ile pazara sunulmuş, gereken pazarlama ve marka iletişimi çalışmaları da başarılı bir şekilde hayata geçirilmişti.

***

Dünkü (6 Ocak 2007) Radikal Gazetesi'nin Cumartesi ekinde bir mini anket yayınlandı. İstanbul'un belli başlı içkili işletmeleri ile görüşülmüş ve müşterilerin hangi rakıları daha çok tercih ettikleri sorulmuş. Bütün okuduklarımdan tek aklımda kalan en çok Yeni Rakı, ardından da Efe Yaş Üzüm Rakısı'nın tercih ediliyor olmasıydı.

***

Burgaz Rakı ilk piyasaya çıktığında görsel olarak karışık ve tüketici odaklı olmaktan oldukça uzak ilanları ile dikkatimi çekmişti. Neredeyse bütün gazetelerde yer alan tam sayfa ilanlarda hem Burgaz Rakı'nın hem de İstanblue votkasının tanıtımı aynı anda yapılıyordu. İlanda en çok dikkati çeken, büyük puntolarla yazılmış, belli ki firma için ziyadesiyle gurur vesilesi olan "KENDİ ALKOL ÜRETİM TESİSİNE SAHİP TEK ÜRETİCİ" mesajıydı. Bu mesajla, sanırım ürünlerde kullanılan alkolün kaliteli olduğu vurgulanmak isteniyordu.

İlanın bir ajansın elinden çıkmadığını ya da bir ajansın elinden çıkmış olsa bile "aşırı müşteri müdehalesi" olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü ilandaki anlatım ve mesajlar hedef kitleyi çok ilgilendirecekmiş gibi görünmüyordu. En azından bir hedef kitle olarak ben böyle düşünüyordum.

Aradan geçen zaman içerisinde Burgaz Rakı'nın ilan tasarımlarında iyileşme gözlense de bana göre stratejik marka iletişimindeki sorunlar varlığını sürdürüyordu. Firma, markanın farklılaşma noktasını "kendi alkolünü kendisinin ürettiği" mesajı çerçevesinde vurgulamaya devam ediyordu.

Böyle bir mesaj en çok kimi ilgilendirir? Elbette üreticinin kendisini. Çünkü bu tesis için yatırım yapmıştır, istihdam yaratmıştır ve bu takdir edilmesi gereken bir başarı, bir gurur vesilesidir. Peki hedef kitle buradan nasıl bir sonuç çıkarmalıdır? Burgaz'ın ilanlarda belirttiğine bakılırsa bu alkolün daha kaliteli olduğu mesajını. Eminim alkol kalitelidir. Ve bu mesaj tüketiciyi belli bir oranda etkileyebilir. Ancak önemli olan bunun tüketicinin karar verme sürecini "hangi oranda" etkilediğidir.

Çünkü tüketici basit düşünür ve sonuca bakar: "Yeni Rakı'nın alkolü kalitesiz mi yani? Yıllardır içerim, çok da memnunum."

Evet, tüketici sonuçla ilgilenir. Üretici firmanın alkolünü kendisinin mi ürettiği yoksa başkasından mı aldığınla ilgilenmez. Üründen memnunsa satın alır değilse almaz olur biter.

***

Marka iletişimi bir bütündür. Sadece düz mantık temeline oturtursanız, duygusu eksik kalır. Oysa insan duygusal bir varlıktır. Satın aldığı ürünün fiziksel özelliklerine tabii ki bakar ama baktığı bir şey daha vardır: Satın aldığı şeyin kendisini nasıl hissettireceği. Giydiğimiz gömlekten, kullandığımız otomobile kadar herşeyde bu duygusal faydayı ararız.

Rakıda da durum farklı değildir: Damak tadı, alkol derecesi, içiminin sertliği yumuşaklığı vb. özelliklerinin yanında, masamızda duruşu, ambalajı, kimlerin tercih ettiği ve marka olarak bize nasıl bir duygu hissettirdiği de etkiler seçimlerimizi.

Çünkü rakı bir keyif içeceğidir. İçimi güzel, muhabbeti bol olsun istenir. Bir kültürü vardır; bir adabı, ritüeli vardır. Ve bu kültürün içerisinde "Sofrada içtiğin rakının alkolü kaliteli olmalıdır!" diye bir söylem geçmez. Yani olay büyük ölçüde duygusaldır aslında.

***

Burgaz geçtiğimiz yılın sonunda yeni Yaş Üzüm Rakısı'nı piyasaya çıkardı. Gazetelerde ilanları yayınlanmaya başladı, ürünler raflardaki yerlerini aldı. Efe'nin 2005 yılında çıkardığı, ardından Fasıl'ın geçtiğimiz aylarda piyasaya sunduğu Yaş Üzüm Rakısı artık sektörde "yeni" bir ürün olmaktan çok uzak görünüyor. Olsa olsa her markanın ürün yelpazesinde olması gereken bir ürün çeşidi. Nasıl ki artık neredeyse tüm otomobil markalarının bir Coupe ya da Cabrio modeli varsa, yaş üzüm rakısı da bunun gibi bir şey haline geldi.

***

Burgaz yeni ürün çeşidinin lansman ilanlarında yine "kendi alkol üretim tesisi" söylemini devam ettiriyor. Buna alıştık zaten. Benim asıl dikkatimi çeken, ilanlarda ürünün "sınırlı sayıda" üretilmiş olması mesajıydı. "Pardon ama niye ki?" demekten alamıyor insan kendini. Ürüne mi güvenilmiyor, kapasite mi yetersiz, yoksa yaş üzüm mü bulunmuyor? Efe Rakı iki yıl önce gerçekten "yeni" olan bir ürünü "sınırlı sayıda" üreterek, stratejisinin meyvelerini toplamıştı; şimdi yoğun talep üzerine üretime devam ettiğini belirtiyor. Gördüğüm kadarı ile diğer markalar da üretmeye devam ediyorlar yaş üzümlü rakılarını. Yani ortada bir üzüm sıkıntısı da görünmüyor.

***

"Sınırlı sayıda üretim" ancak bir ürünün gerçekten benzersiz olması ile bir anlam kazanır. Aynı zamanda ürünün benzersiz olma özelliğini de iyiden iyiye pekiştirir. 2005 yılında Efe Yaş Üzüm Rakısı'nı çıkardığında bu ürün benzersizdi. Piyasada bu ürün çeşidinden bir tane bile yoktu. Hedef kitle için "çok yeni" bir şeydi ve tabii ki bir "ilk" idi. Ve sınırlı sayıda üretilmişti. Tükenmeden sahip olunmalıydı, en azından bir denenmeliydi. Öyle her yerde bulunmuyordu. Şirket sadece seçkin bayiilerine veriyordu bu özel ürünü.

Oysa artık Yaş Üzüm Rakısı ne yeni bir ürün çeşidi ne de bulunmaz Hint kumaşı. Yani maalesef Burgaz "sınırlı sayıda" üretmek için biraz geç kalmış görünüyor. Naçizane önerim bir an önce seri üretime geçip dağıtım yetersizliğinden raf paylarını kaybetmemeleri.

Bu yazıyı dilediğiniz bir sosyal paylaşım sitesine eklemek için tıklayın! Unique Brand Words yazılarını dilediğiniz bir RSS okuyucu ile takip etmek için tıklayın!